Akbük’ün Geleceği Tehlikede mi? Doğu Akdeniz’deki Mikroplastik Alarmı!

Mersin’deki deniz kirliliği ve mikroplastik sorunu, tüm Akdeniz kıyılarını tehdit ediyor. Vedo, yerel yönetimlere ve halka Akbük özelinde acil eylem çağrısı yapıyor.

Ah gençlik! Sırtımda çantam, ruhumda özgürlük rüzgârları… Goa sahillerinin o billur suyunu, Nepal’in dingin dağ esintisini, Katmandu’nun kadim bilgeliğini içime çekerken, denizin de, toprağın da insanoğlunun hırslarından azade kalacağına ne safça inanırdım! Şimdi 70’ime merdiven dayamış bir Vedo olarak Akbük’ün sakin koylarına bakarken, Doğu Akdeniz’den gelen haberler içimi cız ettiriyor. Mersin kıyılarını saran o sinsice düşman, mikroplastikler ve deniz kirliliği meselesi, aslında hepimizin kapısını çalıyor, çalacak…

Mersin Üniversitesi’nden bilge bir ses, İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Erkan Aktaş, geçtiğimiz günlerde sosyal medya üzerinden yüreğimizdeki yaraya parmak bastı. Kıyı şeridimizin can damarı olan denizlerimizin, o eşsiz ekosistemin ve en önemlisi halk sağlığının nasıl da hoyratça bir tehdit altında olduğunu ayan beyan ortaya koydu. Deniz kirliliği ve o gözle görülmez ama her yere sızan mikroplastikler, sadece Mersin’in değil, tüm kıyı şeridimizin, dolayısıyla bizim Akbük’ün de geleceğini ipotek altına alıyor.

Akbük ve Mersin kıyılarındaki mikroplastik kirliliği tehlikesi - Vedo

Aktaş Hoca’nın Alanya örneğini vermesi boşuna değil hani. Oradaki Kent Konseyi, sorunun peşine düşmüş, bilgi almış, harekete geçmiş. Peki ya bizim Mersin’deki yerel yönetimlerimiz ve o güzide kent konseylerimiz? Onların da bu çevresel mücadelede daha bir ‘görünür’ olması, daha bir ‘varım’ demesi gerekmez mi? Sadece merkezi yönetime yıkmak kolaycılık olur. Geri dönüşüm tesislerinin denetiminden, arıtma sistemlerinin aksaklıklarına, toprağa karışan atıklardan denizlerdeki mikroplastik kirliliğine kadar uzanan geniş bir yelpaze, yereldeki sorumluluğumuzu haykırıyor.

Akbük sahili ve Doğu Akdeniz mikroplastik kirliliği, Vedo'nun gözünden Mersin kıyıları.

Yerel Yönetim Ne Yapmalı?

Belediyelerimiz, hani o bizim ‘hizmet eri’ dediğimiz kurumlar… Öncelikle gözlerini dört açıp, atık ithalatı meselesinde merkezi yönetimin denetimini sıkılaştırması için baskı yapmalı. Ama dahası, kendi kapılarının önünü süpürmeli. Atık ve geri dönüşüm tesislerinin denetimini titizlikle yapmalı, o tesislerden çıkan yangınların, toprağa ve nehirlere karışan zehirlerin hesabını sormalı. Arıtma sistemlerindeki aksaklıkları gidermek için acil eylem planları devreye sokulmalı. Mersin Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere, kıyı ilçelerindeki tüm belediyeler ve kent konseyleri, Mersin Çevre Platformu gibi sivil inisiyatiflere omuz vermeli, onların sesini güçlendirmeli. Unutmayalım ki bu mesele ‘siyaset’ değil, ‘Mersin’in toprağı, suyu, denizi ve geleceği’ meselesi. Akbük de bu krizden nasibini almadan önce ders çıkarılmalı.

Halk Olarak Ne Yapabiliriz?

Bizler, yani bu toprağın kadim sahipleri, Akbük’ün ve tüm Akdeniz’in kıymetini bilenler olarak sadece beklemekle yetinemeyiz. Her birimiz, kendi evimizin önünden başlayarak, atıklarımızı ayrıştırma bilincini geliştirmeli, tek kullanımlık plastiklerden olabildiğince uzak durmalıyız. Sivil toplum örgütlerinde aktif rol almalı, çevremizdeki kirlilik kaynaklarını ilgili birimlere bildirmekten çekinmemeliyiz. Kent konseylerine, çevre platformlarına katılarak sesimizi duyurmalı, çözüm önerileri sunmalıyız. Unutmayın, o küçük bir plastik parçasının zamanla mikroplastiğe dönüşüp besin zincirimize nasıl sızdığını bilim insanları haykırıyor. Bu, hepimizin ortak mücadelesi. Tıpkı Nepal’in o kadim bilgeliği gibi, doğayla uyum içinde yaşamak, onunla savaşmak yerine onu korumak bizim elimizde. Doğu Akdeniz’deki bu kirlilikle mücadele, sadece Mersin’in değil, tüm kıyı şeridimizin kaderini tayin edecek. Gelin, bu evrensel enerjiyi iyilik ve koruma için birleştirelim.