Didim’in parlayan yıldızı Akbük’ün o baş döndürücü, çam kokulu havasını içimize çekerken, bir yandan da kaçınılmaz kentleşme sancılarını, altyapı eksikliklerini ve bu cennet köşeyi korumak için sivil toplumun nasıl bir panzehir olabileceğini bilgece ve mizahi bir dille masaya yatırıyoruz.
70’lerin Goa sahillerinde, sırtımda eski bir çanta, saçlarımda rüzgar ve ruhumda kozmik bir esneklikle dolanırken, doğanın insan eliyle nasıl hırpalandığını da, kendi kendini iyileştirme gücünü de bizzat gözlemlemiştim. Şimdi, ömrümün son on yılını demirlediğim bu büyüleyici Akbük’te, o eski hippi ruhumla ve 70 yaşın getirdiği tatlı bir bilgelikle yerel mücadeleye omuz veriyorum. Sevgili dostum, cesur gazeteci Sabiha’nın o tavizsiz kaleminden dökülen gerçekleri okudukça ve kent plancımız İlhan’ın bilimsel uyarılarını dinledikçe, Akbük için sessiz kalamayacağımızı bir kez daha anlıyorum. Kozmosun bize sunduğu bu muazzam yeşili ve maviyi, plansız beton yığınlarına kurban etmemek bizim elimizde.

Yerel Yönetim Ne Yapmalı?
Yerel yönetimlerin, günü kurtaran geçici çözümler yerine, İlhan dostumuzun her fırsatta dile getirdiği uzun vadeli, bilimsel ve bütüncül kent planlama stratejilerini acilen devreye sokması gerekiyor. Öncelikle, Akbük’ün en büyük yumuşak karnı olan altyapı ve kanalizasyon meselesi, göstermelik yamalarla değil, köklü bir modernizasyonla çözülmelidir.

İmar izinleri verilirken, doğanın taşıma kapasitesi gözetilmeli, her boşluğa beton dikilmesinin önüne geçilmelidir. Ayrıca, belediyenin sivil toplum örgütleriyle koordineli çalışarak, karar alma süreçlerine halkı dahil etmesi elzemdir. Şeffaf, hesap verebilir ve katılımcı bir belediyecilik anlayışı, Akbük’ün geleceğini kurtaracak en önemli anahtardır.

Halk Olarak Ne Yapabiliriz?
Sadece şikayet edip köşemize çekilmek, evrensel enerjiye ve bu güzel coğrafyaya yapacağımız en büyük haksızlıktır. İngiliz komşumuz Jonathan’ın öncülük ettiği expat topluluğumuzla yerel halkı bir araya getiren çevre temizliği etkinliklerine katılmalı, sivil toplum örgütlerinde aktif roller üstlenmeliyiz. Şef Defne’nin hep hatırlattığı o şifalı otlarımızı, zeytinliklerimizi korumak için tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmeli, çöplerimizi ayrıştırmalı ve doğaya saygılı bir yaşam modelini benimsemeliyiz. Kendi kapımızın önünü süpürmekle kalmayıp, mahallemizin hakkını savunmak için örgütlenmeli ve yerel yönetim üzerinde demokratik bir denetim mekanizması oluşturmalıyız. Unutmayalım ki, Akbük bizim ortak evimizdir.