Sessizliğin Kıyısında Bir Cumhuriyet Kasabası Bölüm XVII

1930’lu ve 40’lı yıllar, Akbük için “kabuğuna çekilme” dönemiydi. Mübadele ile gelen nüfus hareketliliği yerini yavaş yavaş bir dengeye bırakmış, kasa…

1930’lu ve 40’lı yıllar, Akbük için “kabuğuna çekilme” dönemiydi. Mübadele ile gelen nüfus hareketliliği yerini yavaş yavaş bir dengeye bırakmış, kasaba kendi içine dönmüştü. Bu dönemde Akbük, dış dünyadan izole, ancak kendi kendine yeten, zeytin ağaçlarının gölgesinde huzur arayanların sığınağı haline gelmişti.

Article Image

Zeytin ve Deniz Arasında Bir Yaşam

Cumhuriyet’in ilk yılları, bölgedeki tarımsal faaliyetleri daha sistemli bir hale getirmişti. Artık zeytin, sadece bir geçim kaynağı değil, kasabanın ana kimliğiydi. Sabahın ilk ışıklarıyla zeytinliklere dağılan köylüler, akşam gün batımında denizden gelen serinlikle evlerine dönüyorlardı. Elektriğin henüz ulaşmadığı bu yıllarda, akşamları gaz lambalarının loş ışığında paylaşılan ekmek ve zeytin, kasabanın en büyük zenginliğiydi.

Article Image

Değişmeyen Huzur

Bu dönemde Akbük’ün kıyı şeridi, balıkçıların ağlarını onardığı, çocukların antik kalıntılar arasında oyunlar kurduğu bir açık hava müzesi gibiydi. Dış dünyanın gürültüsü, dağların arkasında kalıyor; körfezin durgun suları, sanki zamanı durduruyordu. Balkanlar’dan gelen göçmenler ile yerel halkın oluşturduğu o yeni doku, artık tamamen birbirine geçmiş, ortak bir “Akbük kültürü” oluşmuştu. Bu, toprağa bağlılığın ve denize duyulan saygının en dingin dönemiydi. Kasaba, dünyadan kopuk değil, kendi zaman diliminde yaşayan bir huzur adası gibiydi.